Ruhun Derinindeki O Genetik Boşvermişlik: Gevşek cıvatalar, yarım sıkılmış somunlar ve çırak usta elinde geçiştirilen ömürler... Tek hayatımızı biraz çürük çarık ve eksik gedik yaşama hastalığımız üzerine.
Sımsıcacık bakışlarının ortadan kaybolduğu,o güzel gülümsemelerinin dünya yüzünden kaybolduğu o günden bu yana çok seneler geçti.Seni ne unutabildik , ne de yokluğuna alışabildik. Yaşasaydın kaç yaşında olacaktın o da pek umurumuzda değil.Gittiğin yakışıklığında ve güzelliğindesin işte. Öyle kolay bir şey de değil seni görmemiş senle yaşamamış kişilere seni anlatmak. Tanıyanlar ise biliyor. İçimizin yangınına gelince sen gittiğinden beri aynı yanıyor.Alevinde küçük bir azalma yok. Yangısı da eskisinden biraz fazla o kadar.Özlediğimiz yerde duruyorsun. Yakışıklım benim.Anladın değil mi seni çok özledim.
Son Sözü Yine İnsan Söyler : Var olmanın bir adı varsa, insan o adın içinde mutlaka bir sınıra çarpar. Var olduğun yerde, durduğun noktada, başkasının varlığına değen, ona dokunan bir sınırın vardır. Bu sınır her zaman fiziksel değildir. Çoğu zaman yalnızca algıladığın, hissettiğin, sezdiğin bir çizgidir. Yine de insan, sanki bu sınır ortadan kaldırılabilirmiş gibi, onu zorlar. Kimi zaman kendisi zorlar,
Yağmur Yağınca Islanmayı Seçen Yürekler : "Modelin eski" denilen ömürlerin yokuş yukarı performans eksikliği... Isınmış yürekleri soğutacak o yağmur beklentisi, naneli bir sakız gibi çiğnenen umut ve patlamayan balonlar üzerine.
Yorumlar
Yorum Gönder