Kayıtlar

Kıpkırmızı Bir Gece Olacaksın...

Kıpkırmızı bir gece Olacaksın... Yağacaksın rüyasız gecemin hayallerine. Zamanın geriye gittiğine.. Sana kavuşacağıma inandıracaksın yeniden.. Bir bulut olup elimin ulaşamayacağı bir yüksekliğe yerleşeceksin. Hep oradan çağıracaksın. Gel diye çağıracağım seni Gelmeyeceksin Git diyeceğim duymayacaksın.

Çocukluğum..

  Sabahlara kadar uyuyamazdım.Köpek seslerini duyardım bazen uzak ,bazen çok yakından.Ayak seslerini dinlerdim yakından geçen.Sabaha yakın ortalık ağarmağa yakın gözlerim hafiften kapanır gibi olur ,silkelenirdim, uyandırırdım kendimi.   Sabahın ilk ışıklarıyla sensizliğimin acısı biraz hafifler,çiğ olur yağardın otların üstüne,bulut olur kızarırdın gökyüzünde.   Geceyarılarından sabah etmeyi seninle öğrendim.Geceyi gündüze katmayı ,yıldızları kovalamayı , okuduğum herşeyi tekrar okumayı , sabretmeyi ,okuyamadığın okumadığın binlerce mektup yazmayı ,şiirlerde adını saklandığı yerde olmadığı halde bulmayı sende öğrendim.   Şimdi sabahın yakın olduğu zamanlarda o günlerin alışkanlığı oturup yine yazıyorum.   Belki bir 23 Nisan sabahında benim okul kapısında beklediğim gibi beni bekliyor olursun .      Kaybolduğun gibi birden ortaya çıkıverirsin.   Kaybettiğim çocukluğum seni heryerde arıyorum.

Yıllar Sonra Bir Gün..

  '' Yıllar sonra bir gün,, diye başlayan bir şiir sizi gecenin bir yarısında uyandıracak.,      Sıcak bakan bir göz bulabilmek umudu ile etrafınıza göz gezdirerek yatağınızdan çıkacaksınız..      Kulağınız eski bir şarkı arayacak ..      Bir müzik fısıltısına kulak kabartacaksınız..      Yıllar öncesinden kalmış ..       Hala gençliğinde duran o fotoğrafımsı anı belleğiniz getirecek gözünüze..       Ve hala o sıcaklığı duyacak yüreğiniz..       Gözleri ıslak..       Saçları dağınık ..       Hatırlayacaksınız..       Hala unutmamışsınız..Gülümseme oturacak dudaklarınıza..      Sonbahar değilse bile bir kuru yaprağın savrulmasını bekleyeceksiniz evinizin penceresinde..      Ayrı dünyalara düşmüş olmanın hüznü saracak sizi..      Gözünüz dayanamıyacak yine..      ...

Küçük Prens ve gülü..

   Böyle bir bahar sabahı nasılsa eski günlere uzanarak çıkmıştın karşıma..Hafiften yanına yaklaşıp merhaba demiştim yine içten..Sen hayretine bakışlarını katmıştın..Merhaba...    Her zamanki gibi soğuktu merhaban...Ben yine yanmıştım..O soluk teninde bir kırmızılık çıkmıştı ortaya..Sen yine saklanıyordun ..Gördüm çık..    Yine yakalanmıştın..Gözlerini kaçırdın..Rüzgara verdin kendini..Hafif bir sallanış...     Ben gezegenimin gülünü böyle görmüştüm yıllar önce..     Hoş geldin bahar...Hoş geldin bahar çiçekleri..     Acaba nasıl şimdi gülüm ?..Koyun yedimi acaba onu ?..Ya da bir rüzgardan kıskanılıp kurudu mu ?     Her bahar böyle düşünürmüydü KÜÇÜK PRENS..?    

GEL ....

Bir yağmur ol gel .. Damlaları sen dolu olsun, Susuzluğumu gidersin yıllarım.. Bir akşam güneşinin kızıllığı ol gel. Gözlerimi kıpkırmızı yapsın, Ağlamanın ötesinde bir kızıllık yaşasın gözlerim .. Bir anı ol gel.. Gecelerimin işkencesinde açsın gözlerini, Uyanmaktan korkmasın yüreğim.. Bir ses ol gel.. Zindanların en derininde duyulan, Fısıltısında uyumayı öğrensin düşlerim... Bir ağrı ol gel.. Belimde hissedeyim kırılan zincirlerin şakırtısında , Kırılmasın dik durmayı öğrensin onurum.. Bir rüzgar ol gel.. Düşmanımın kılıcında uzanan ölümün sessizliğinde, Bağrını serinliğine açsın ölümüm.. Ali Şahin AYDIN..  

ÇOK YAŞA......

   Sabahları güneşi görene dek uyanamam. Güneşi gördüğümde defalarca hapşırırım.Adet işte.!! İnsan hapşırınca saniyenin bilmem kaçta kaçı kadar bir zaman bütün organları dururmuş.Beyin ölümünde bile durmayan organlarımız olduğuna göre bu duruş ciddi..    Bu yüzden insanlar hapşırdığında onlara çok yaşa deriz.Bilerek ya da bilmeden söyleriz .Çok yaşa...    O yüzden öyle bir duygudur bu hapşırmak.Bir an için herşey durur.En iyi yaşayanlarımızın bile çok kısa bir zaman diliminde mutlu olduğunu düşünürsek.Açık kapalı yaralarınızın acısı ,kaşıntısı,beyninizin izin verip vermediği bütün sıkıntılar her şey yok..    Geçmişin çok derinliklerinde ağzım burnum yaralı , arkadaşlarım gelmiş .O gün en komik ne varsa yanlarına almışlar ,ceplerini doldurmuşlar.Ortalığa döküyorlar bütün muzurlukları gülüyoruz.Hem de öyle böyle değil , güldükçe  gülüyoruz.Gülünce benim yaralarım kanıyor , canım yanıyor. Gülmenin de insanın yaralarını acıttığını o gün ö...

KÜFEMİN İÇİNDEKİLER

      Aradan yıllar geçti.Her zaman sırtımda taşıdığım küfemi kucağıma aldım yeniden.Kamburum çıktı.Batıyor artık herşey. Küfemin en dip yerlerinde çürümeye yüz tutmuş ama hala biraz nemli ilk yüklerime baktığımda,taze kır çiçeklerinden oluşmuş demetler dolusu artık hatırlanmayacak kadar verilmiş sözler,bakışlar ve yürekler dolusu laf kalabalığı..      Böyleydi o zamanlar herşey güzeldi .Bütün sözler ,duruşlar balkabağından yapılmış yük arabalarıma doluşurdu. Sonra küfeme yerleştirdim onları.Güllere benzeyen anılar kurudu önce,bakışlar parlaklığını kaybetti karanfiller gibi ,sözler değişti ıslandı kır çiçeklerine benzeyerek suyu çıktı sırtımı ıslatarak.    Küfenin kendisi de bıraktı dik durmayı,yamruldu ,yumruldu hayatın tekmelerinden.Güllerin dikenleri her kar yağışında ,her yağmurda,her ıslıklı rüzgarda ,her otobüste,her şehirler arası yolculukta kendini hatırlatarak battı sırtıma.Zevk aldım .Balkabağını taşıyan hayvanların kamçı zevki gibi ze...